sogno sarà la verità
presto
il mio sogno, il mio mondo, la mia parola, il mio tocco
e io sarò molto più di me
ora nulla da dire.
Dormo al mio sogno di sempre. da solo!
ni
-
felice con lacrime
9.6.10
6.6.10
Kahkül-ü Müdafa
Bugün çinli bir kızın kahkullerinde kendimi buldum.Tek başına sakin ve oldukça hüzünlü hali onu sevmeme neden oldu gereksiz yere. Neden burdaydı, kime gelmişti, tipik bir Ayasofya gezer turistten uzak çok daha anlamlı bir geliş sebebi var gibiydi. O, garsonu anlamadı garson da onu. Ama birşeyler yedi içti nihayetinde. Aynı dili konuşsa da insan bazen anlatmak çok güç hale geliyor ve zaten artık bazılarına anlatma eyleminde bile bulunmaktan vazgeçiyorum. O kızdan bir farkım yok aslında. Kahkullerinin arkasına sakladıgı gözleri bi konuşsa neler dökülecekmiş gibi. Bir sebebi yok değil var, işte bu yüzden sevdim. Kim ne derse desin yaz da gelse kış da geçse başkaları sıkılda bile yoo ben kahkullerimi çok seviyorum.
24.5.10
koku
milano benim için hep chloe kokardı, şimdi artık ne zaman duysam o kokuyu, eski sevgili parfümünü duymuşçasına içim cız ediyor...
bazen kendimi gereğinden fazla duyarlı hissediyorum kokulara, tıpkı Patrick Süskind'ın 'Koku' romanındaki genç gibi. İstediği kokuları yaratabilmek için ölümü göze alan ve herşeyin kokusunu alıp ama bi gün kendi kokusunun olmadığını fark ettiğinde başka insanların kokularını sürünmekten çekinmeyen, üst üste giyilmiş penyeler gibi çok karakterli biriydi romandaki..
saman kağıt kokusunu bile sevebilen, kahve kokusuz uyanamayan, her çiçeğin, duvarın, kitabın, şehrin kokusunu hatırlayan, yılları kokulara bölen biri olarak, ancak ve ancak Süskind'in kitabını biraz fantazi biraz trajedi tadıyla okuyabildim.
ne gerek var her mevsim yeni bir kokuya..
bazen kendimi gereğinden fazla duyarlı hissediyorum kokulara, tıpkı Patrick Süskind'ın 'Koku' romanındaki genç gibi. İstediği kokuları yaratabilmek için ölümü göze alan ve herşeyin kokusunu alıp ama bi gün kendi kokusunun olmadığını fark ettiğinde başka insanların kokularını sürünmekten çekinmeyen, üst üste giyilmiş penyeler gibi çok karakterli biriydi romandaki..
saman kağıt kokusunu bile sevebilen, kahve kokusuz uyanamayan, her çiçeğin, duvarın, kitabın, şehrin kokusunu hatırlayan, yılları kokulara bölen biri olarak, ancak ve ancak Süskind'in kitabını biraz fantazi biraz trajedi tadıyla okuyabildim.
ne gerek var her mevsim yeni bir kokuya..
21.4.10
ah federico...
insanlar çok mu akıllı çok mu salak bilemedim. hiç mi takip etmiyorlar modayı, nasıl bu kadar ünlü bir derginin bu kadar ünlü bir stil danışmanı! italyanın en genç en populer markasını bire bir kopyalayan bir genç tasarımcımızın ürününü yaratıcı bulabilir. hiç mi takip etmiyorlar... sonra da bu ülkede tasarla, tasarla ki takdir gör. maşalah! körler sağırlar..
13.4.10
sanat
Sanat kelimesi 'Art' diye yazılıyor batı dünyasında, edebiyat ise 'literatür', müzik ise yine 'müzik' diye geçiyor. Bizde sanat nerdeyse herşey, her şarkıcı bir sanatçı.. Batılılar güzel ifade ediyor bence de ama sanat ne? Plastik sanatlar evet ama müzik hayır mı..? Aslında bu da olmuyor..Fotoğraf ve sinema, her ikisi de 20.yüzyılı sarsan buluşlar, adı üstünde sanat değil bir buluş ama ne olduda fotoğrafçı sanatçıyla eş değer oldu? Yaratmak, yoktan var etmek tıpkı beste yapar gibi ya da boyalardan resim... 13.yüzyılda ayakkabıcılıkla resim aynı statüdeydi. Sonra Rönesans geldi ve ressam artık hakimle aynı masada yemek yiyecek duruma geldi. 16. yüzyılda dedikleri gibi müzisyenler hep ressam, resimlerde hep müzisyenler. Çok devirler geldi geçti sonra, 21.yüzyıl geldi çoktan. Ayakkabıcılık da bir sanat artık ama bazen bir ressamın ayakkabıcı kadar değeri yok bu Nazım Hikmet'in Abidin Dino'nun yetiştiği topraklarda. Peki ya moda? susma hakkımı kullanıyorum sayın rönesans hakimi.
8.4.10
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
