milano benim için hep chloe kokardı, şimdi artık ne zaman duysam o kokuyu, eski sevgili parfümünü duymuşçasına içim cız ediyor...
bazen kendimi gereğinden fazla duyarlı hissediyorum kokulara, tıpkı Patrick Süskind'ın 'Koku' romanındaki genç gibi. İstediği kokuları yaratabilmek için ölümü göze alan ve herşeyin kokusunu alıp ama bi gün kendi kokusunun olmadığını fark ettiğinde başka insanların kokularını sürünmekten çekinmeyen, üst üste giyilmiş penyeler gibi çok karakterli biriydi romandaki..
saman kağıt kokusunu bile sevebilen, kahve kokusuz uyanamayan, her çiçeğin, duvarın, kitabın, şehrin kokusunu hatırlayan, yılları kokulara bölen biri olarak, ancak ve ancak Süskind'in kitabını biraz fantazi biraz trajedi tadıyla okuyabildim.
ne gerek var her mevsim yeni bir kokuya..